İstanbul
BIST10.641
DOLAR42.2631
EURO49.0719
ALTIN5726.6
BTC/USD103068.33
HUKUKÇU ABDULLAH YILMAZ

HUKUKÇU ABDULLAH YILMAZ

Mail: abdullahyilmaz@sonpostagazetesi.com

SANIK YAPAY ZEKA

Yapay zekâ artık hayatımızın kapısından içeri girmiş değil; çoktan salona oturdu. Öğrencinin ödevinde, avukatın araştırmasında, hekimin ön değerlendirmesinde, şirketlerin müşteri hizmetlerinde, gazetecinin haber taramasında ve vatandaşın günlük sorularında yapay zekânın izini görmek mümkün. Bu nedenle meseleyi “yapay zekâ iyi midir, kötü müdür?” basitliğine indirgemek doğru değildir. Yapay zekâ, tek başına ne melek ne de şeytandır; insan aklının ürettiği güçlü bir araçtır. Bıçakla ekmek de kesilir, insan da yaralanır. Aynı bıçak, aşçının elinde nimet; saldırganın elinde suç aleti olabilir.

Bu yazının amacı yapay zekâya karşı bir önyargı oluşturmak değildir. Aksine, yapay zekânın eğitimden sağlığa, hukuktan kamu hizmetlerine kadar birçok alanda büyük fayda sağlayabileceğini kabul etmek gerekir. Ancak faydanın büyüklüğü, riskin varlığını görmezden gelmeyi gerektirmez. Kontrolsüz kullanılan veya kötü niyetli kişilerin eline geçen yapay zekâ, suç işlemenin ya da başkalarına suç işletmenin yeni bir aracına dönüşebilir.

 Başlık kışkırtıcı görünebilir: “Sanık Yapay Zekâ.” Fakat ceza hukuku bakımından bugün sanık sandalyesine oturacak olan yapay zekânın kendisi değildir. Ceza sorumluluğu irade, kast, taksir, kusur ve fiil üzerine kurulur. Yapay zekâ ise bağımsız bir ceza sorumluluğu süjesi olarak kabul edilen bir kişi değildir. O hâlde asıl soru şudur: Yapay zekâyı kim kullandı, hangi amaçla kullandı, hangi sonucu öngördü ve hangi zarara sebep oldu?

 Yapay zekâ bazen kalemdir, bazen megafondur, bazen de karanlık odadaki projektördür. Fakat kalemi tutan, megafonu kullanan ve projektörü nereye çevireceğine karar veren yine insandır. Bu nedenle yapay zekâ aracılığıyla işlenen suçlarda kullanıcıların, yönlendirenlerin, içerik üretenlerin, yayanların ve gerekli önlemleri almakla yükümlü olanların hukuki sorumluluğu tartışılmalıdır.

 Özellikle çocuklar bakımından mesele çok daha hassastır. Çocuklar dijital dünyada karşılarındaki şeyin gerçek kişi mi, sahte profil mi, bot mu, yoksa yapay zekâ destekli bir sistem mi olduğunu ayırt etmekte zorlanabilir. Çocukların suç işlemeye teşvik edilmesi, müstehcen içeriklere yönlendirilmesi, suçun övülmesi, şiddetin normalleştirilmesi veya intihara teşvik edilmesi son derece ciddi sonuçlar doğurabilir. Bazen ekranda beliren bir cümle sadece cümle değildir; kırılgan bir zihne uzatılmış yanlış bir el olabilir.

 Bu noktada Türk Ceza Kanunu’nun farklı hükümleri gündeme gelebilir. Bir kişiyi intihara azmettirme, teşvik etme, intihar kararını kuvvetlendirme veya intihara yardım etme niteliğindeki eylemler bakımından intihara yönlendirme suçu tartışılabilir. Suç işlemeye alenen çağrı yapılması hâlinde suç işlemeye tahrik, işlenmiş bir suçun veya suçlunun alenen övülmesi hâlinde suçu ve suçluyu övme suçu gündeme gelebilir. Çocuklara yönelik müstehcen içerikler bakımından müstehcenlik hükümleri devreye girebilir. Bunun yanında hakaret, tehdit, şantaj, özel hayatın gizliliğinin ihlali, kişisel verilerin hukuka aykırı kullanılması, dolandırıcılık, bilişim suçları ve sahte görüntü ya da seslerle kişilerin itibarına zarar verilmesi gibi birçok başlık da yapay zekâ aracılığıyla işlenebilir.

 Burada unutulmaması gereken husus şudur: Yapay zekâ çoğu zaman suçun adı değil, suçun işlenme biçimidir. Nasıl ki telefonla dolandırıcılıkta suçun adı “telefon” değilse, yapay zekâ kullanılarak işlenen suçlarda da suçun adı her zaman “yapay zekâ” olmayacaktır. Ancak araç değiştiğinde suçun hızı, etkisi ve yayılma kapasitesi değişir. Yapay zekâ, kötü niyetli kişilerin elinde dijital bir matbaa gibi çalışabilir; sahte metni, sahte sesi, sahte görseli, sahte kimliği ve sahte ikna senaryosunu çoğaltabilir.

 Bu tür durumlarda Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulabilir. Şartları varsa maddi ve manevi tazminat davası da gündeme gelebilir. Özellikle çocukların hedef alındığı, kişilik haklarının ihlal edildiği veya psikolojik olarak kırılgan kişilerin manipüle edildiği hâllerde delillerin korunması büyük önem taşır. Ekran görüntüleri, bağlantılar, tarih ve saat bilgileri, hesap adları, yazışmalar ve platform kayıtları muhafaza edilmelidir. Dijital delil buhar gibidir; zamanında tutulmazsa dağılabilir.

 Yapay zekâya karşı korku üretmek, gelişmenin önüne duvar örmek anlamına gelir. Hukuk, teknolojinin düşmanı değildir; onu insan onuruna, çocukların üstün yararına, kişilik haklarına ve kamu düzenine zarar vermeden kullanmanın güvencesidir. Hukuk burada fren değil, direksiyondur. Fren yalnızca tehlike anında gerekir; direksiyon ise yol boyunca lazımdır.

Geçtiğimiz günlerde CNN Türk’te de ifade ettiğim üzere, özellikle çocukların suç işlemeye teşvik edilmesi, müstehcen içeriklere yönlendirilmesi, suçun övülmesi veya intihara teşvik edilmesi hâllerinde konu artık basit bir teknoloji tartışması olmaktan çıkar. Böyle durumlarda ceza hukuku ve tazminat hukuku devreye girebilir.

 Yapay zekâ masaya oturdu. Şimdi mesele, onun hangi sandalyede oturacağıdır: Bilimin, üretimin ve insanlığın yanında mı; yoksa suçun, istismarın ve karanlığın yanında mı? Cevabı yapay zekâ değil, onu kullanan insan verecek. Hukuk ise o cevabın sonuçlarını mutlaka takip edecektir.

Hukukçu Abdullah YILMAZ

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar