Kudüs, yalnızca bir şehir değildir. O, üç semavi dinin ortak hafızasında yer alan, asırlardır inançların, medeniyetlerin ve mücadelelerin merkezi olmuş kutsal bir beldedir. Müslümanlar için ise Kudüs'ün anlamı çok daha derindir. Çünkü Kudüs, ilk kıblemiz, yeryüzünde inşa edilen ikinci mabedimiz ve içerisinde Mescid-i Aksa'yı barındıran mübarek bir şehirdir.
İslam'ın ilk yıllarında Müslümanlar namazlarını Kudüs'e yönelerek kılıyorlardı. Hz. Muhammed'in Mekke döneminde Kâbe ile Kudüs'ü aynı hizaya getirerek ibadet ettiği rivayet edilir. Ancak Medine'ye hicretin ardından bu mümkün olmadı. Bunun üzerine Müslümanlar yaklaşık on yedi ay boyunca Kudüs'e yönelerek namazlarını eda ettiler.
Daha sonra Allah'ın emriyle kıble Kâbe'ye çevrildi. Kur'an-ı Kerim'de yer alan bu emirle birlikte Müslümanların kıblesi bugün olduğu gibi Mescid-i Haram oldu. Ancak kıblenin değişmiş olması Kudüs'ün önemini azaltmadı. Aksine Kudüs, İslam tarihinde ilk kıble olma özelliğiyle daima ayrıcalıklı bir konumda kaldı.
Kudüs'ün Müslümanlar açısından bir diğer önemli yönü ise Mescid-i Aksa'dır. İslam kaynaklarında yeryüzünde inşa edilen ilk mabedin Kâbe olduğu belirtilir. Rivayetlere göre ilk insan Hz. Âdem tarafından temelleri atılan ve daha sonra Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail tarafından yeniden inşa edilen Kâbe, insanlığın ilk ibadet merkezi kabul edilir.
Peygamber Efendimiz'in sahabelerinden Ebû Zerr'in aktardığı bir hadiste, yeryüzünde inşa edilen ilk mescidin Mescid-i Haram, ikinci mescidin ise Mescid-i Aksa olduğu ifade edilmektedir. Hadiste bu iki mabedin kuruluşu arasında kırk yıllık bir zaman bulunduğu belirtilir. Bu bilgi, Kudüs'ün ve Mescid-i Aksa'nın insanlık tarihindeki köklü geçmişini ortaya koymaktadır.
Mescid-i Aksa yalnızca taşlardan ve duvarlardan oluşan bir yapı değildir. O, Müslümanların ortak hafızasının, inancının ve tarihinin önemli bir parçasıdır. Aynı zamanda Hz. Peygamber'in Miraç yolculuğunda uğradığı, peygamberlere imamlık yaptığı mübarek mekân olarak da kabul edilir.
Bugün Kudüs denildiğinde akla yalnızca bir şehir değil, asırların biriktirdiği manevi miras gelir. Bu nedenle Kudüs'ü anlamak, sadece tarihî bir meseleyi değil, İslam medeniyetinin temel değerlerinden birini anlamak demektir.
İlk kıblemiz olmasıyla gönüllerimizde, ikinci mabedimiz olmasıyla tarihimizde ve Mescid-i Aksa'yı bağrında taşımasıyla inancımızda özel bir yere sahip olan Kudüs, Müslümanların ortak emaneti olmaya devam etmektedir.














Yorum Yazın