Merhaba sevgili okurlarım…
Ramazan ayı boyunca bu köşede, bu mübarek ayın bizlere kazandırdıklarını, hayatımıza kattığı manevi derinliği ve hadis-i şerifler ışığında taşıdığı anlamı birlikte konuşacağız. Amacım, Ramazan’ı sadece takvim yapraklarında yer alan bir zaman dilimi olarak değil, ruhumuzu dönüştüren bir mektep olarak yeniden hatırlatmak.
Her yıl gelişiyle gönüllerimize sükûnet, sofralarımıza bereket getiren Ramazan, aslında bir diriliş çağrısıdır. Hira’dan yükselen vahyin insanlıkla buluştuğu bu müstesna ay, kararan kalpleri aydınlatan ilahi bir nefes gibidir. Ayetlerin nuruyla zihinler berraklaşır, rahmet iklimiyle gönüller yumuşar. Unutulan değerler, ihmal edilen ibadetler ve ertelenen niyetler bu ayda yeniden hayat bulur.
Ramazan, modern hayatın yorucu temposu içinde savrulan ruhlarımız için bir onarım mevsimidir. Sahurla seher vakitlerinin huzurunu kuşanırız. O sessiz ve bereketli anlarda yapılan dualar, insanın kalbine tarifsiz bir dinginlik bırakır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav), sahurda bereket olduğunu müjdelemiş; seher vakitlerinin kıymetini ümmetine hatırlatmıştır.
Gün boyu tuttuğumuz oruç ise yalnızca aç kalmak değildir. Oruç, dilimizi kötü sözden, gözümüzü haramdan, kalbimizi kibirden uzak tutma eğitimidir. Sabretmeyi öğretir. Şükretmeyi öğretir. Nefsimizin arzularını dizginleyerek irademizi güçlendirir. Peygamber Efendimiz (sav), ‘Oruç bir kalkandır.’ buyurarak, onun insanı kötülüklerden koruyan manevi bir zırh olduğunu ifade etmiştir.
Ayrıca hadis-i şerifte geçen’Oruç tutun, sıhhat bulun.’ ifadesi, bu ibadetin hem ruhsal hem de bedensel arınmaya vesile olduğuna işaret eder. Günümüzde yapılan pek çok araştırma da ölçülü açlığın beden üzerindeki olumlu etkilerini ortaya koymaktadır. Ancak Ramazan’daki orucun asıl hikmeti, kalbi arındırmak ve insanı Rabbine yaklaştırmaktır.
İftar vakti geldiğinde, sadece bir lokma ekmekle duyulan şükür duygusu aslında bize hayatın özünü öğretir. Açlığın ne demek olduğunu idrak eder, nimetlerin kıymetini daha derinden hissederiz. Sofralarımız genişledikçe gönüllerimizin de genişlemesi gerektiğini hatırlarız. Sadaka ve zekât ibadetleriyle kardeşliğimizi pekiştirir, paylaşmanın huzurunu yaşarız.
Teravih namazları ise Ramazan gecelerinin ayrı bir huzurudur. Omuz omuza saf tutmak, aynı dualara ‘âmin’ demek, aynı rahmet ikliminde buluşmak… İşte Ramazan’ın vahdet ruhu tam da burada tecelli eder. Mukabelelerle Kur’an’ı yeniden hayatımıza taşır, ayetlerin mesajını anlamaya gayret ederiz.
Bir de itikâf vardır… Kalabalıklar içinde kaybolan insanın, kendisiyle ve Rabbiyle baş başa kalma arayışı. Gürültülü dünyadan bir süreliğine uzaklaşıp kalbin sesini dinleme fırsatı. Ramazan, işte bu yönüyle insanın iç dünyasına yaptığı bir yolculuktur.
Sevgili okurlarım, Ramazan, sadece aç kalınan bir ay değil, bir istikamet ayıdır. Hayatımıza yön verme, hatalarımızı gözden geçirme, kalbimizi arındırma ve ilahi rızaya bir adım daha yaklaşma fırsatıdır. Bu ayda yapılan küçük bir iyilik bile kat kat mükâfatlandırılır. Çünkü bu ay rahmet ayıdır, mağfiret ayıdır, kurtuluş ayıdır.
Önümüzdeki yazılarımda, orucun hikmetini, sahurun bereketini, Kadir Gecesi’nin önemini ve Ramazan’ın aile hayatımıza, toplumsal ilişkilerimize olan katkılarını hadislerden örneklerle ele alacağız.
Yeter ki bu çağrıyı duyalım. Yeter ki gönlümüzü bu bereket iklimine açalım. Çünkü Ramazan; kapısını çalan herkese rahmetini sunan ilahi bir misafirdir.
Seracettin YAMAR














Yorum Yazın