Bu hafta habercaddesitv’de yayınlanan ‘Hayatları Film’ programımda genç ve idealist bir hukukçu olan Onur Yağışan’ı ağırladım. Meslek hayatının henüz başında olmasına rağmen ortaya koyduğu vizyon, duyarlılığı ve sosyal sorumluluk bilinci gerçekten takdire şayandı. Ancak onu farklı kılan yalnızca genç bir avukat olması değil; yüreğinde taşıdığı büyük bir vefa projesiydi. Onur Yağışan, Türk sinemasının hafızası olan ve bir döneme damgasını vuran Yeşilçam emektarları için kalıcı bir huzur evi projesi hayata geçirmek üzere kolları sıvamış durumda. Evet, yanlış duymadınız… Bir dönemin alkışlarla, ışıklarla, setlerle dolu hayatlarını geride bırakan; bugün ise çoğu zaman yalnızlık ve maddi imkânsızlıklarla mücadele eden Yeşilçam sanatçıları için onurlu bir yaşam alanı kurmayı hedefliyor.
PROGRAM BOYUNCA ANLATTIKLARI BENİ DERİNDEN ETKİLEDİ
Yeşilçam… Bir neslin hayallerini süsleyen filmler, mahalle kültürünü anlatan sıcak hikâyeler, fedakârlığı, aşkı, dostluğu ve dramı iliklerimize kadar hissettiren sahneler… O dönemin sanatçıları sadece oyuncu değildi, toplumun ortak hafızasını inşa eden kültürel mimarlardı. Ancak hayat, kamera ışıkları söndükten sonra her zaman aynı parlaklıkta devam etmiyor. Bugün aramızda hâlâ yaşayan birçok Yeşilçam oyuncusu, yaşlılık dönemini zor şartlar altında sürdürüyor. Kimi sağlık sorunlarıyla, kimi ekonomik sıkıntılarla, kimi ise yalnızlıkla mücadele ediyor. İşte tam da bu noktada Onur Yağışan’ın girişimi bir vicdan çağrısı niteliği taşıyor.
Genç avukatın hedefi yalnızca dört duvardan oluşan bir huzur evi yapmak değil. O, sanatçıların geçmişlerine saygı duyulan, anılarının yaşatıldığı, sanatla iç içe bir yaşam alanı kurmak istiyor. İçerisinde küçük bir sinema salonu, anı köşeleri, sergi alanları, belki genç sinema öğrencileriyle buluşma imkânı… Yani bir ‘Yaşayan Yeşilçam evi.’
Programda en çok etkilendiğim cümlelerinden biri şuydu,’Onlar bir zamanlar milyonların yüzünü güldürdü. Şimdi sıra bizde…’ Bu söz aslında hepimize yöneltilmiş bir mesajdı. Vefa, sadece bir kelime değil, bir toplumun karakteridir. Geçmişine sahip çıkmayan bir toplum, geleceğini sağlam temeller üzerine kuramaz. Yeşilçam sanatçıları bizim kültürel mirasımızdır. Onları hatırlamak yalnızca nostalji değil, bir sorumluluktur.
Onur Yağışan’ın bu projeyi hayata geçirmek için hukuki ve idari süreçleri başlattığını, bağış ve destek mekanizmaları üzerine çalıştığını öğrendik. Belediyelerle, sivil toplum kuruluşlarıyla ve sanat camiasıyla temas halinde. Amacı; bu projeyi bireysel bir çaba olmaktan çıkarıp toplumsal bir dayanışma modeline dönüştürmek.
Program sırasında stüdyoda oluşan duygu atmosferi tarif edilemezdi. Çünkü konu yalnızca bir huzur evi değil; bir kuşağın onurunu, emeğini ve hatırasını koruma meselesiydi. Genç bir hukukçunun kariyerinin başında böyle bir sosyal sorumluluk projesine öncülük etmesi umut verici. Günümüzde çoğu genç kendi geleceğini kurma telaşındayken, onun geçmişe sahip çıkma bilinciyle hareket etmesi alkışı hak ediyor. Bu girişim, aslında gençliğin duyarsız olmadığına, aksine doğru fırsat ve bilinçle büyük değişimlere imza atabileceğine güçlü bir örnek. Ben de programımda bu projenin takipçisi olacağımı özellikle ifade ettim. Çünkü bu sadece Onur Yağışan’ın projesi değil, hepimizin vicdani sınavı.
Belki yarın bir kampanya başlayacak. Belki sanat dünyasından güçlü destekler gelecek. Belki de bu proje, Türkiye’de sanatçıların sosyal güvenceleri konusunda daha geniş bir farkındalık oluşturacak. Ama şundan eminim ki, bu adım, çok kıymetli bir başlangıç. Hayatları gerçekten film gibi olan o insanların, hayatlarının son perdesini huzur, saygı ve güven içinde geçirebilmesi için atılan her adım değerlidir. Ve bu hafta ‘Hayatları Film’ programında gördüm ki, umut hâlâ var. Gençler hâlâ vefayı biliyor. Ve birileri, alkışların sustuğu yerde insanlığın sesini yükseltmeye devam ediyor.
Habib BABAR














Yorum Yazın